Sinema salonları teknolojik ve görsel efektlerin havalarda uçuştuğu filmlerden geçilmez oldu. Bilim-kurgu filmlerin de kullanılan görsel efektleri anlamak zor olmasa gerek. Ancak en insani diyebileceğimiz, neredeyse dram ve aşk filmlerin de dahi görsel efektlerden geçilmiyor. Sinemanın çokta uzak olmayan gleceğinde gerçek oyuncuların yerlerini bilgisayarlarla üretilen oyuncuların almasına az bir zaman kaldı gibi geliyor bana.

İnsanoğlu her geçen gün daha çok tüketiyor. Gıda, giyim, sağlık, teknoloji ve sanat…  Tüketim; market raflarından sanata kadar her şeyi içine alan, doymak bilmez bir canavara dönüşüyor… Hollywood tükenişin çok hızlı yaşandığı sinema sanatının Kabesi durumunda. Dikkat edin! Özellikle son on yılda yeniden çekilen bir çok film izledik. Bir çok film ikinci hatta üçüncü defa ısıtılarak önümüze sunuldu ve sunulmaya devam ediliyor. Elbette hiç biri o ilk  yemeğin lezzetinde olmuyor. Sinemayı besleyen en önemli sanat dalı kuşkusuz edebiyat. Bir çok kitabı film olarak gördük, hatta günümüzde sadece filmi çekilsin diye yazılan kitaplar ve bunların yazarları peyda oldu…

İnsan odaklı ve duygu içeren her şeyi bir bir kaybettiğimiz şu günlerde Fransız yönetmen François Truffaut’un 1959 yapımı “400 Darbe” ( Les quatre cents coups) filmi ile karşılaştım. Uzun yıllar boyunca bir hayli film izleyen biri olarak -belki de eskiye özlemin de etkisiyle- son bir kaç gündür İMDB sitesinin film izleyicilerinin notlarıyla seçilmiş En İyi 250 Film Listesi’ne göz atıyordum. Listedeki filmlerin bir çoğunu izlemiş olmama rağmen; en baştan başlayarak bu 250 filmi tekrar izleyip yorumlamak istedim. Listeye hızlıca göz atarken bu güne kadar fırsat bulup izleme şansı bulamadığım filmlerden 400 Darbe ismi öne çıktı. İnternet üzerinden ( Film eski ve ülkemizde yayınlanmış, satın alabileceğim orjinal bir medyası olmadığı için) filmi bulup izledim…

Yapıldığı yıl itibari ile 35mm siyah beyaz filme çekilmiş bir eser çıktı karşıma. Buna rağmen ışık kullanımı, kameranın en doğru yerde konumlanması ve sık sık aktüel bir çekim tekniği kullanılmış filmi izlerken her sahnesine hayran kaldığım bir sinema başyapıtı ile baş başa buldum kendimi.

Film Antoine Doinel isimli bir çocuğun hayatının en zorlu günlerini konu alıyor. Okulu ve ailesi tarafından anlaşılmayan bir çocuktur Antoine. İsterik bir annesi komik ama ilgisiz bir üvey baba ile kutu kadar bir evde yaşayan Antoine; günlerini ceza aldığı okulu ile annesinin emirleriyle sık boğaz edildiği evde akşamlarını geçirir. Yaptığı olumlu hiç bir davranışa destek bulamayınca bir nevi asi moduna bürünür ve kötü olaylar bir birini izlemeye başlar.

Film de unutamadığım iki sahne var; Antoine’nin polis arabasının demirli camından bakarak ağladığı ve en son sahnede denizi görüp birden dönüp kameraya baktığı sahne. Yönetmen Truffaut çocuk ruhunu öyle saf, dolandırmadan ve öyle vurucu anlatıyor ki belki de bu güne kadar yapılmış türünün en iyisi ortaya çıkıyor.

Antoine karakterini canlandıran Jean-Pierre Léaud çok doğal, inandırıcı ve muhteşem bir performans sergiliyor. Rolünün hakkını fazlasıyla veren bir diğer isim ise; isterik, despot ve duygusuz anne rolünü oynayan Claire Maurier. Genel olarak film için seçilmiş tüm oyuncular başarılı. karakterler kısa ve öz işlenmiş filmde.

Film İMDB Top 250 Listesinde şu anda 196. sırada. Biliyorsunuz liste sabit değil. Verilen oylarla sürekli değişiyor. 10 üzerinden aldığı not ise 8.1 ki genelde İMDB puanı 7 ve üzeri olan filmler iyi filmlerdir. Filmin yapım yılı, Fransız filmi olması ve yeni nesil tarafından çok bilinmemesi sıralamada en az 100 film geride kalmasına sebep oluyor. Bence filmin hak ettiği puan 8.5 ve olması gereken yer ise ilk 50 filmin arası.

Bu arada ben filmi blue-ray 1080p ve çift dil seçenekli versiyonundan izledim. Genel de filmleri orjinal dilleri ile altyazılı izlemeyi severim. Filmi ilk açtığımda Türkçe dublajlı başladı. Oldukça iyi dublaj yapılmıştı ancak Fransızcanın telaffuzu, gevrekliği ve güzel tınısı beni orjinal dilinde izlemeye yöneltti.

İyi bir sinema izleyicisi iseniz ve bir başyapıt izlemek istiyorsanız 400 Darbe’yi mutlaka görün derim…